>İstanbul’u dinlemeye çalışıyorum…

>Neden bilmem ama sabah saatlerini hep daha çok sevmişimdir.. Ama uyumadan gördüğüm sabahları. Enerjim artar, yorgunluğum gider.. En kötü şehirleri bile sever olurum.. Ama istanbul… Ahh sabahları bu şehir neden bu kadar çekici.. Çatılardaki martıların sevişme sesleri.. balıkçı teknelerinin insanın içini ısıtan motor sesleri.. sesleri… sesleri… Sonra başlar yeniden hayat.. Kaybolur bütün duygular. Koşar herkes bir yerlere.. herkes ister bir an önce gün bitsin akşam olsun.. iş bitsin.. Ama biten de giden de hayattır sadece.. Hafta sonu gelsin, aybaşı olsun, yaz gelsin, 2 sene geçsin, ev kredisi, araba kredisi bitsin. bitsin. bitsin bitsin…. ama bitmez hiç, biri biter öbürü başlar.. hatta bir kısmıda miras kalır yedi ceddine.. Hep bitirmek için uğraşırız bir şeyleri sonunda biten biz oluruz..

Neyse biz dönelim tekrar şehri İstanbul’a.. Her şey bu şehre gelene kadardır.. Bir şekilde gelen herkes bir daha gidemez, bir daha kopamaz bu trafikten, keşmekeşlikten, karmaşadan, kokusundan havasından… Giderse de her anısının başındadır İstanbul.. En heyecanlı günleri orada yaşanmış, en namussuz işlere o şehirde öğrenmiş ve girişmiştir.. Hatta en temiz dayağı da orada yemiştir.. En çok orada kazıklanmış, taksi şoförleri en çok orada gezdirmişlerdir onu fazladan.. Ama olmaz bir türlü, geldiği gün gibi gidemez ne yaparsa yapsın.. Giderse de, bir gün gene döner ama bu seferde bıraktığı gibi bulamaz… Eskisinden daha çok trafik, eskisinden daha çok hırsızlık, arsızlık, daha çok beton vardır… Eskiden gittiği yeşilliklerin yerinde koca siteler yükselmiştir… Vayy be der nerdee o eski İstanbul… Oysa bilemez ki bundan elli yıl öncede, üç yüz yıl öncede İstanbul’u daha önceden bilenlerin hepsi ikinci gelişlerinde aynı lafı etmiştir… İstanbul’da sabit kalan tek yapı yada ortam Mimar Sinan’ın eserleri olmuştur… şimdilik… Dünyanın gözünü diktiği boğaz bile deformasyona uğramıştır… Bir zamanların en geniş orman alanına sahip olan şehirde ağaçların en fazla yirmi yıl ömrü kalmıştır..

İşte böyle bir şehirdir İstanbul… taşıda toprağıda binlerce şiire malzeme olmuş, binlerce kişinin hayalini süslemiştir.. Gelipte hayal kırıklığı yaşamayan, gidipte özlemeyen yoktur… Hayranlıkları ile ünlenmiş.. Şehre gelen herkes “İstanbul çok güzel” demeden gidememiştir… Hatta gelen ünlü kişiler İstanbul’a hayran olduklarını söylemiş, “en kısa zamanda tekrar geleceğim” diyerek ayrılmıştır ama bir daha gelende olmamıştır…

Tüm bunların içinde benimde istanbul’a baktığımda görebildiğim tek şey İstanbul’dan başka hiç bir yerde mutlu olamayacağım… nedenini hiç bilemedim ama böyle bir duygu içindeyim.. Ankara’ya gidiyorum ama yok içim daralıyor.. Şairin dediği gibi bir duyguya kapılıyorum Ne de güzel söylemiş diyorum…. “Ankara’nın en sevdiğim tarafı İstanbul’a dönüşü”… Duygularımın tercümanı olan bir cümle… Seviyorum bu şehri, heyecanlandırıyor beni hala… Nereye gidersem gideyim dönmek istiyorum bir an önce… Ama yinede biliyorum İstanbul yaşamak için çok zor… Zaman geçtikçe, boğazından, ormanlarına, tarihi mekanlarından, saraylarına bir yok oluşu gördükçe sızlıyor yüreğim… öğretiyor bu koca şehir, herkesin dolandırıcı olabileceğini.. ders oluyor yaşadığınız her gün… Bir şehirden çok bir ülke gibi duruyor, boğuluyorsunuz ama vazgeçemiyorsunuz verdiği sahte huzurlardan.. bir esaret belki ama, alışıyorsunuz işte ve kabullenemiyorsunuz bu şehrin istila edilmesine… Ne iş olursa olsun yaptığınız, mecbursunuz İstanbul üzerinden yapmaya.. Balığın en güzelini olmasa da mekanın en güzelini buralarda göreceğinizi biliyorsunuz, çoğu zaman içine girmesenizde olsun diyorsunuz, nasılsa bir gün boğazda bende rakı balık olayına girerim…Tüm güzelliklerin varlığı mutlu ediyor sizi faydalanamasanız da… Çoğu zaman gideceğim buralardan diye başlıyorsunuz isyan cümlelerinize, ama gitseniz de çabucak dönüyorsunuz… İstanbul’u görmek yada gezmek için gelmek istiyorsunuz… Geliyorsunuz bir akrabanızın yanına belkide en fazla mahallesini geziyorsunuz ama olsun İstanbul’u gördüm oluyor bunun adı… Hep duyuyorsunuz “İstanbul’un her tarafını göremezsin bir haftada”. Plan yapalım diyorsunuz, yapıyorsunuz da, ama hiç bir zaman planladığınız gibi olmuyor hiçbir şey.. Kısacık bir zaman kalıyorsunuz giderken de “aman ne yorucu bir şehir” diyorsunuz ama en fazla bir yıl sonra tekrar geliyorsunuz…. Bitmiyor şehir bitemiyor…

İstanbul’da yaşayan herkes nefret ediyor her şeyden ama gitmiyor nedense… Gidemeyeceğini bildiği içinde daha çok nefret ediyor.. Günün birinde hadi git dediklerinde… Bir hüzün basıyor her tarafınızı, gidiyorsunuz ama yüreğinizin yarısını bırakarak… Çelişkilerle bu kadar dolu bir başka şehir varmıdır?….

Fatih Sultan Mehmet ne güzel etmişte almış diyorsunuz ama sanki o günlerdeki ihtişamıyla korunsaydı da bu kadar yemeseydik bu şehri.. Taşını toprağını altın etmeseydik.. Bu kadar sinirli, bezgin insanlar olmasaydık.. Saygısızlığı hak saymasaydık.. Yaşasaydık bu şehirde küçük bir kasabanın verdiği huzuru hissedercesine.. Komşu olsaydık, bir fincan kahve verircesine…

Reklamlar

8 comments on “>İstanbul’u dinlemeye çalışıyorum…

  1. >İstanbul sabahından benden önce bahsetmişsin, ama neyse benden güzel bahsedemezsin. Çok ALÇAKgönüllüyümdür. 🙂 Bir de Ankara'nın en beğendiğim yanı İstanbul'a dönüşü bölümüne bittim.Güzel olmuş.

  2. >sen İstanbul'un bu yakasındasın ben karşıyaka..:) bu yaka hangi yaka oda aramızda kalsın.. Ayrıca İstanbul'un sabahlarıda geceleride bitmezki, yaz yazabildiğin kadar…

  3. >şeytanın, Allah katında ilk kovulup sol ayağını Dünya üzerinde bastığı ilk yeryüzü parçası Istanbuldur,bu yüzden bu kadar çekici ve suç oranlarının yüzdelik olarak yüksek olduğu bir şehirdir.

  4. >ben İstanbul'da yaşayamam diyenlerdenim.çünkü çok yorucu hatta boğucu bana göre.Ama gezmek için bayılırım İstanbul'a…ben Ankara'ya alışığım doğduğum,bildiğim,doyduğum şehir burası nereye gidersem gideyim bende Ankarayı özlerim,ama anlat desen böyle güzel anlatamam sevdiğim şehrimi.azralya

  5. >Ankara'yı özleme sebebin, Ankara'nın çekiciliğnden değil, mecburiyetten.. Zaten Ankara'da yaşayan herkes de bu mecburiyet yüzünden alışır… Ama Ankara kötüdür demiyorum sadece bana çok soğuk geliyor… Nedenini hiç bilemedim… Ankara'yı anlatabilen yada anlatan yazarda olmamıştır pek zaten 🙂

  6. >Istanbul başka, o bir özlem, kardeşim…Zamanın Kralı hayrete düşerek getirin bana Leylayı görmek ve mecnunu anlamak istiyorum der ve kısa bir zaman sonra Kralın huzuruna getirilir ve görür, derki Mecnunu getirin,gelir,sorar Mecnuna hayret içinde, nedir bu seni deli divane eden? Ah der Mecnun,siz birde Leylayı,onu benim gözlerimle görebilseydiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s