Eğitim şart!.. Ama kime??

Cumhuriyetin ilk yılları.. Savaşlar kazanılmış, düşman kovulmuş, aylar süren barış görüşmelerinden başarı ile çıkılıp Lozan antlaşması imzalanmış. Cumhuriyet ilan edilmiş.. Ohh ne güzel halk huzurlu mutlu, bunun keyfini çıkarma zamanı şimdi. Yan gel yat yıllarca durumu idare edebilirsin..

Ama ülke sersefil, okuryazar neredeyse yok. Ülke kasası diye bir şey olmadığından beş kuruşu da yok. Yorgun bir halk, her yanı yanmış, yıkılmış bir ülke.. Nereden başlamak gerekir diye düşünen biri de yok .. bir kişi hariç..

ilk başladığı yer neresi oluyor o kişinin. Eğitim.. Ama eğitmeye çalışmıyor. Eğitimci yetiştirme adına insanları yurt dışına gönderiyor. Gidenlerin dönmesi ile beraber eğitim seferberliği başlıyor. Yani ilk önce eğiticileri yetiştiriyor. “Eğitim şart arkadaş” deyip kenara çekilip hadi eğitilin o zaman demiyor..

Eğitim şart evet . Peki nedir bu eğitimin sınırı. Lisemi, üniversitemi.. Yurt dışında master yapmakmı. İki üniversite bitirmek yada üç dil konuşmakmı. Evet bu şart olan eğitimin sınırı nedir??

Yıllar önce 50’li 60’lı yıllarda ilkokulu bitirenler bile önemli sayılırken şimdi iki üniversite bitiren adamın yüzüne kimse bakmıyor. Eskiden ilkokulu bitiren adam kendini eğitilmiş görüp, özgüveni yüksek dolaşırken. Şimdi üniversite mezunu adam omuzları çökmüş, kahve köşelerinde okey taşı hesaplıyor..

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yurt dışına eğitime gönderilenlerin hepsi tekrar dönmüş ve öğrendiklerini kendi ülkelerinde uygulayarak ülkenin gelişmesine çok büyük katkılarda bulunmuşlardı.. Şimdilerde yurt dışına burslu gidipde dönen varmı hiç duymadım.. Adamın biri gidiyor gencecik yaşında profesör oluyor. Gururlanıyoruz. Ona bir sürü ödül veriyoruz, methiyeler düzüyoruz hakkında. Ama ülkesine yetmişinde gelip faydalı olmaya çalışıyor. Onu kim ciddiye alıyor sanıyorsunuz.. Yaşıtları ve birazda etrafına bakıp ülkesini düşünebilenler. Gençler?? Hiç umursamıyorlar bile.. Ama eğitilecek olanlar kimlerdi.. Gençlerdi.. Ne oldu ??

Herkes bağırıyor “her şeyin başı eğitim” Bağırması kolay. Gidin bakın ilköğretimdeki öğretmenlerin haline.. Lütfen öğretmenlerimiz alınmasın gücenmesinler.. Öğrenciye bir şey katmak, yetiştirmek yerine; sadece onlara verilen müfredatı uygulayarak insan yetiştirdiklerini, sanıyorlar.. Neden? Çünkü bilmiyorlar. ödev veriyorlar ama aileye.. Sınavlara girecek, çalışması lazım diyorlar.. Hadi dershane olmadı özel ders bilmem ne.. Öğretmenin işi ne.. Bilen yok. Sadece çocukları akşama kadar oyalasın.. Biraz matematik , biraz türkçe .. Bitti gitti. Neden?? O kadar ekmek bu kadar köfte.. Sonuç… Lise mezunu bir sürü budala .. Onlara bakınca “eğitim şart arkadaş” diyen bir sürü başka budala.. Kimse demiyorki. Bu adam 11 12 sene okumuş.. Bu olmuş sadece.. Hata kimde acaba… Eğitim şart belki ama eğitilenler için değil, eğitenler için… Dağdaki okuma yazma bilmeyen adamın bile eğitilecek tarafı vardır. Yeterki eğitimi verenler nasılını bilsinler.. Ama onlar gittikleri ülkelerde, araştırma görevlisi oldukları için daha 30- 40 yılları daha var ülkelerine dönmeye.. önce oralarda karınları doyacak palazlanıp emekli olacaklar. Ondan sonra dönerler belki.. Dönünce biz nasılsa onları ayakta alkışlarız. Yurt dışında büyük işler yapmış ya..

Çok ilginçtir ne zaman bir gazete yada televizyonda. Nasa yada herhangi bir kuruluşta yer alan bilim adamlarının arasında bir de Türk var diye bir haber duysam, hep utanırım, ezilirim, kendimi iyi hissetmem. Ne acı derim kendi kendime.. Bir bilim grubunun içinde yer almak bile bu kadar övünülecek bir iş olabiliyor.. Gerçekten ne acı. Biz onların yaptıklarını belkide daha kısa sürede, daha ucuza yapabilecek güçteyiz ama yanlarında sekreter olarak bile bulunsak sevinç çığlıkları atıyoruz.. Ana haberlerde ilk sırada veriliyor bu haber.. Bu da beni üzüyor. Çünkü yetmiyor bana .. Çünkü ben neler yapabileceğimizi biliyorum…

Yıllar önceydi Aselsan’da çalışan üç mühendis ölü bulundu sırayla.. Neler söylemedilerki. Çok önemli bir buluş yapmışlar, önemli bir şifreyi çözmüşler vs… Ne buldukları bu kadar önemliydi de neden öldükten sonra hiç kimse bu çalışmaları devam ettiremedi.. Koca Aselsan korktumu.. Ya da sadece onlarmı biliyorlardı bu işin sırrını. Ama bu adamlar bir Einstein değil ki, tek başlarına çalışmıyorlarki.. Kurumsal anlamda yapılan bir iş nasıl oluyorda o üç mühendis ölünce çöpe atılıyor..

Neyse işte eğitim şart evet.. Adam 20 yaşında askere gidiyor.. Nasıl yapsamda yatarak bu işi bitirsem diye düşünüyor. Verilen görevleri yapmama adına kodlanıyor.. Verilen eğitimleri almamak için binbir türlü takla atıyor. Sonra iş başa düşüncede eğitimsiz kalıyor. Sonra da kim suçlu oluyor?? onu eğitenler. Yani kimler biliyormusunuz.?Bir yada iki aydır eğitim veren başındaki komutanı. Sadece o suçlu. Bu adamı 20 yaşına gelene kadar eğitenlerin, zihniyetini şekillendiremeyenlerin!! hiç bir suçu yok… Heleki ilkokul öğretmeninin hiç bir suçu yok.. Çünkü okuma yazmayı biliyor…

Sonrada bağırın bakalım her programda “EĞİTİM ŞART” diye.. Sokaktaki vatandaşın çoğunun sizin eğitim kurumlarınızdaki kalitesiz eğitmenlerin elinden çıktıklarını hiçe sayarak bağırın…

Reklamlar

6 comments on “Eğitim şart!.. Ama kime??

  1. “Toplum karakteri” yakıştırması ne kadar uygun olur bilemem fakat gerçeklerimizi görmeliyiz…

    Yüzde 88’imiz okur yazar olmasına rağmen okuma oranı oldukça düşük. 😦
    Kitap okuma alışkanlığı oranı sadece binde 1, % 40’ımız hayatboyunca hiç kütüphaneye girmemiş, gençlerin yüzde 70’i hiç okumuyor, yetişkin nüfusun % 95’i yalnızca televizyon seyrediyor 😦
    Sorumlusu ise kesinlikle eğitim sistemidir !!!

  2. Evet Murat.. Çok haklısın gerçekleri görüyoruz ve hiçbirşey yapamıyoruz. Ama ben sadece sistemi suçlayamıyorum. Sistem varsa onu işletecek insanlardır. Dünyanın en kötü sistemi bile becerikli insanların elinde en iyi sistem olur.. Biz sisteme küfrede küfrede o köhnemiş sistemin parçası olduk . Oysa onu adam gibi işletseydik, sistemde zamanla kendini yenilerdi.. Ama olmadı işte öğretmenlerimiz öğretmeye öncelik veremedi bir türlü. Onların önceliği kendileri oldu.. Öğreten bir adamın fedakar olmadığı toplumlardsa eğitim sisteminin başarısından söz edilemez.. tabii bu fedakalığında bir karşılığı olması gerekir. İşte buda sistemin değil devletçiliğin sorunudur.. Kütüphanelere insanların gitmesini istiyorsanız, oraları halkın ulaşamayacağı yerlerde kurmayacaksınız. Her şeyin bir sempatisi, albenisi oluyorsa, okumanında vardır bir çekiciliği diyeceksiniz. Ama kimin umurunda ki… Ne de olsa televizyondan öğreniyoruz her şeyi…
    Saygılar…

  3. Eğitim ile yaşam arasında bağlantı kuramamış bir eğitim sistemimiz var. İnsan beyni, doldurulmayı bekleyen bir disket değildir,ögrenciye ha bire bilgi yüklüyoruz, ancak uygulanabilecek ortam sağlamıyoruz. Yaşamdan kopuk bir eğitim uygulaması gençleri sıkmakta, okumaya dair küskünlüğe itmekte.
    Diger yandan sınavlara odaklı eğitim sistemimiz var ve buda ezberciliğe sebebiyet vermekte ve düşünen, tartışan, soran, sorgulayan gençlikten eser kalmamakta dolayısıyla çocuklarımız bu sistemle sorun çözmeyi bilmeyen, düşüncelerini ifade edemeyen, yetenekleri zayıf, meraksız, düşünmek yerine ezberlemeye alıştırılmış ,“neden ve niçin”leri sormayan, duyarsız, özgüveni yetersiz birer birey olarak yetiştirilmekte diye düşünüyorum 🙂

    • Murat çok haklısın.. Ben de tam bunların sorumlusu olarak mevcut eğiticileri görüyorum ve bütün bunların düzelmesi için önce onların eğitilmesi gerektiğini söylüyorum..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s