Uzayda hayat yok. Dünyamızı yaşanacak hale getirelim yeter..

Tam 10 dakikadır bir resme bakıyorum. Büyütüyorum, eviriyorum, çeviriyorum, yakınlaşıp uzaklaşıyorum ve öylece bakıyorum. Kimi zaman hayranlık duyuyorum, kimi zaman ürperiyorum ama genelde burkularak, hüzünlenerek bakıyorum. Dalıyorum yaşanmışlıklara, yıpranmışlıklara… Yok olup giden milletleri, kaybolan insanları, geçip giden zamanın anlamsızlığını düşünüyorum. Benim gördüğüm şekliyle bu resmi görmek için yapılan fedakarlıkları, harcanan ucu açık paraları, insanların emeklerini, fedakarlıklarını, çılgınlıklarını hayal ediyorum. Sonra bu görüntüyü ilk gören insanı düşünüyorum. Kendimi onun yerine koyup o hissi anlamaya çalışıyorum.. Heyecanlanıyorum.. Öylece kalıyorum.. Büyüleyici görüntüsünü uzaklardan, binlerce kilometre uzaktan görebilme şansı olan bir başka varlık düşünüyorum. Onun düşüncelerine giriyorum. Mutlaka ulaşmak isterdim, en azından bir göz atardım diyorum bu göz alıcı mavi gezegene.. Sonra da kendimi camgöz bir uzaylı gibi görüp gülüyorum halime. Sıyrılıyorum tüm duygularımdan..

Başka bir resme bakıyorum şimdi. İlk aya inen adamın fotoğrafına, Neil’in fotoğrafına. Yakın arkadaşım gibi oldu ama olsun. İkimizde dünyalıyız ne de olsa.. Sonra Houston’u görüyorum. Filmlerde sürekli panik halinde kulaklıkla yaşayan adamların resmine bakıp gülüyorum. “Adamları gönderin uzayın derinliklerine sonrada bağlantı peşinde koşun..” diye söyleniyorum.. Apollo ve Sputnik ismini bana ezberlettikleri için kızıyorum. Ruslara da Amerikalılara da.

Sonra o devasa uzay aracının, inanılmaz gürültüyle ve milyon tane aracın egsozundan çıkabilecek bir dumanla havalanışını hatırlıyorum. İşte burada kalıyorum birden. çünkü bu kalkışın sadece Houston’dan değil Ankara’dan ya da Konya ovasından yapıldığını düşünüyorum. Yada teknoloji geliştikçe her mahallenin uzaya bir araç gönderdiğini düşünüyorum, hakkatten tırsıyorum. Hani uçan araçlar misali, olmayacak iş değil.. Şu an itibari ile girilmeyen, gözetlenmeyen bir yanımız kalmadığından, dinlenmeyen hiç bir muabbetimiz olamadığından gelecekte bu işin sonunun nerelere varacağını düşünüp kalıyorum. Tırsmam tastamam ondan..

Kirletilen atmosferde çığlık atan oksijen partiküllerini düşünürken bir an için nefessiz kalıyorum..

Tamam uzayları keşfettik, uzaydan dünyamızın resmini de çektik ama artık burada duralım. Yoksa resmi çekilecek bir yerimiz kalmayacak. Uzaya açılalım, başka gezegenler bulalım, aya üs kuralım Mars’ta da yaşayalım derken. Asıl tapulu evimizden olacağız. Atmosferi darmadağınık ettik. Dünyanın dengesini öyle bozdukki, birdaha dengeye girermi bilinmez. Hepsi tamamdı. bak ne güzel anladık dünya yuvarlak, güneş sistemi içindeyiz. Enerjiyi güneşten alan bir gezegende yaşıyoruz. Ama daha fazlasını istemeyin. Siz daha fazlasına ulaşmak istedikçe, dünyayı yörüngeden çıkaracak, karanlıklara yuvarlayacaksınız. Medeni olun dedik, Andromeda galaksisine kadar gidin demedik. Hem uzaylı varmı yokmu onuda merak etmeyin artık. Ne uğraşıyorsunuz, bırakın onlar merak etsin gelsinler. Hadi diyelim uzayda hayat var. O zaman ne olacak?? Ali Ağaoğlu oralara residance mı yaptıracak? Yada oralarda dünya manzaralı odalarda tatilmi yapılacak.. Dünyanın işini bitirdik, yaşanacak hal kalmadı. Şimdide uzaydakilerimi tüketmek niyetindesiniz.

Girilmemiş orman, ellenmemiş doğal alan, kirletilmemiş deniz bırakmayın dünyada. Sonrada çıkın uzaylara yer bakın. Tüm kainatı yerle bir etmeye çabalayın durun asırlar boyu. Dünya 100 yıl öncesine kadar tertemizdi. Atmosferi pırıl pırıldı, ne bir yamaya ihtiyacı vardı, nede eriyen buzulları. Ama teknoloji geliştikçe merak arttı. Hırs sardı insanları, tüm dünya benim olsun istediler. Atomu parçaladılar ve o gün kirlettikleri yerde hala ot bitmiyor. Sonra gelişen teknoloji ile beraber medeni!! toplumlar dünyada bizimle birlikte yaşamak istemediler ver elini Mars demeye başladılar. Galaksiler arası takılmak istediler.. Yemezler… Önce çöplüğe çevirdiğiniz dünyamızı tekrar eski haline çevirin ondan sonra da defolun gidin zaten. Ama oralarda karşılaşacaklarınız bakalım size bizim kadar katlanacaklarmı. saygıdeğer medeniler… Ben kendimi hep şanslı saymışımdır. Türkiye’de yaşıyor olmaktan. Hemen hemen bütün bölgelerini gördüm. Karadeniz bir cennet.. Akdeniz bambaşka bir dünya. Doğu ve Güneydoğu, kültür fışkıran tarih fışkıran bölgeler.. Ege zaten anlatmaya ne gerek var yaz boyu hemen her akşam görüyorsunuz. (Tabii ben Bodrum barlarından bahsetmiyorum sadece.. 🙂 Oralar şimdi konumuzla alakalı değil. sonra gelirim oralara, yaza doğru..) Ama kahroluyorum Karadeniz’imin ormanlarını yok etme adına yapılan çalışmaları gördükçe. Kahroluyorum memleketimin değerlerine sahip çıkılmayıp, sahiplenme işini ejnebilere! bıraktıklarını gördükçe.. Ama hepsinden önce dünyalıyım bende. Kendi ülkemi korusam da arkadan tükenen dünya ile bende yok olup gitmeyecekmiyim..

Yani diyorum kii.. Bırakın uzaylıları uzayın derinliklerini. Çözdük gizemini bir yere kadar, dahasını çözmek işi karmaşıklaştıracak. Gelin biz dünyamıza, evimize dönelim, kurtarıp temizleyelim. Başlayalım bir yerlerinden.. Yoksa uzaklara gittiğinizde, sıkılırsanız bir gün.. dönecek bir yeriniz olmayacak…

Uzayda hayat ta yok uzaylıda.. Aranmayın. Oralarla uğraşırken, gönderdiğiniz her uzay aracının yarattığı kirlilik boğacak dünyayı. Boşa para harcamayın. O paralarla dünyayı kurtarın.. Hadi dönün evinize hadi… akşam oldu…

Reklamlar
By Volkan DENİZ Posted in uzay

21 comments on “Uzayda hayat yok. Dünyamızı yaşanacak hale getirelim yeter..

  1. Diziye daldım yorum yapmayı unuttum 🙂

    Paylaşım yaparken şu cümlelerini seçtim:”Tamam uzayları keşfettik, uzaydan dünyamızın resmini de çektik ama artık burada duralım. Yoksa resmi çekilecek bir yerimiz kalmayacak. Uzaya açılalım, başka gezegenler bulalım, aya üs kuralım Mars’ta da yaşayalım derken. Asıl tapulu evimizden olacağız. ”

    Güzel yazı dememe gerek var mı? Tabi ki yok …Aya çıkıp dünyayı izleyenlerden benimde bir ricam var lütfen dünyadaki bebelerden ellerini çeksinler..Yeryüzünde müslüman bırakmadılar yetmedi canlı ne varsa yok etmeye başladılar…

    İyisi mi çıktıkları Ay’da kalsınlar…Başka bir şey istemiyoruz…

    • Yok kalmasınlar sonra çıktıkları yeri beğenmez yok etmek yada istila etmek isterler.. Yada bizi beğenmez tekrar gelip daha güçlü çöreklenirler başımıza..
      Ben birazda yok olmaya başlayan doğal güzellikleri ön plana çıkarmak istedim. Gözümüzü yükseklere dikmeden önce, bastığımız zemini sağlamlaştırmalıyız dedim… Ondan sonra da yaparız bişeyler..

  2. Sen bundan sonra bastığın yerlerin sağlamlaşacağına inanıyor musun? Ben inanmıyorum …Yok olmaya başladı dünya ve bunun suçlusu insanlar…Yapılan hiç bir kötülük yok olmuyorken yapılan her pislik/atık/zararda yok olmuyor gün geçtikçe artıyor…Tabiatın kendi faaliyetleri(deprem/tsunami..v.b) devam ederken biz de zararlı gazlarla ve yok ettiğimiz ormanlarla detek veriyoruz çöküşe..

    Neyse ben hasta ve halsizken mantıklı yorum yapamam 🙂 Kıyamet denen olayı insanlar kendi elleriyle oluşturacak bence….

  3. teşekkürler…
    Önce şöyle asabi bir post girmem lazım bloga ondan sonra kimse tutamaz beni buralarda zaten 🙂

    Sana da hayırlı geceler..

  4. Hımm,dünya manzaralı tatil köyü fikri hiç de fena değilmiş,ileride olursa şaşırmam.Güzel bir yazıydı.Fazla gelişmişlik bireysel olarak insanlarda da ters etki yapıyor aslında.Bir zaman geliyor ki insanlar kafalarını dinlemek istiyorlar,şehrin gürültüsünden,trafiğinden kaçmak istiyorlar,kafalarını dinleyebilecekleri sakin yerleşim yerlerinin arayışları başlıyor.Gerçi o da ayrı bir konu,kafa dinlemek için en cafcaflı,kalabalık tatil yörelerinin seçilmesi ne kadar mantıklıdır,anlamak biraz zor.Bu konu benim için pek geçerli değil gerçi,yaşadığım şehri herşeyiyle kabullendim ve çok seviyorum İstanbul’u.Ancak yüksek binalar olmasa,her tarafta ağaçlar çiçekler olsa,insanlar birbirlerine tanısalar da tanımasalar da kibar ve nazik olsa,insanların kendilerine,ailelerine,çevrelerine ayıracak daha çok vakitleri olsa,çocuklar ağaca çıkarak,üstleri başları kirlenerek,güven içinde oynayabilseler çok daha güzel bir dünya olurdu.Belki de dediğiniz gibi insanlık gereksiz bilimsel çalışmalardan çok daha kazançlı çıkardı bu işten..

    • Az kaldı olmak üzere..
      İstanbul’u bende çok seviyorum. Benim gibi seven birilerini duyuncada mutlu oluyorum niyeyse .:)
      O istediğiniz tarzda bir dünya vardı aslında çocukluğumdan hatırladığım kadarı ile.. İnsanlar belki kibar değillerdi ama kibarlığın ne olduğunu bilmediklerinden… Ağaçlıklar çoktu, parklar yıkık dökük olsada doğal park gibiydi. Her gün üstümüz başımız leş gibi giderdik evlerimize. Ne zamanki teknoloji uçmaya televizyonlar 24 saat yayın yapmaya başladı ve her eve internet bağlandı, işte o zaman ağaçlarda kurudu parklarda boşaldı. O boşalan yerlere de residanceler dikildi… O günden sonrada bir daha geri dönmemecesine hep yok olduk…
      Çok teşekkür ediyorum güzel yorumlarınız için…

  5. ah be sevgili dostum bu kirli eller tarih boyunca el atmak istediler güzelim vatan topraklarına bir tarihi yok edecekken külllerimizden yeniden doğduk..şimdi ise uzun zamandır yaptıkları planları bir bir hayata geçirirken ilk defa elleri değdi benim topraklarıma..ve biz bir daha doğa bilirmiyiz bilmiyorum..elbette değen elleri kesip atamaz isek diyorum:?

    • Kardeşim benim.. çok değişik bir taraftan bakmışsın olaya.. Ama ümitsiz gördüm seni. Biz bir değil bin defada doğarız yeterki etrafımızdaki olup bitenleri görüp kenetlenelim..

  6. Emekli ikramiyesiyle Andromeda’dan rezidans mı alsak yoksa bahçeli bir çelik konstrüksiyon ev mi diksek diye karar veremedim. Bi tane de ticari dizel uzay arabsı alırız, o gezegen senin bu gezegen benim gezeriz. Arada bir dünyaya uğrar nostalji de yaparız. Hoş olmuş, Sevgilerimle…

  7. dünyayı yok ediyor olmamız doğru ancak bir gerçek daha var ki o da hızla çoğalmamız ve büyükdedelerimiz gibi çolukçocuk torun tombalak aynı bahçeli evlerde yaşamıyoruz. maalesef herkese bir ev derken ağaçlar kesiliyor,dereler denizler dolduruluyor,dağlar tepeler patlatılıyor ev ev ev ev evler yapılıyor. gene yetmiyor tabii uzaya gitmemiz biraz da bundan . keşke teyzemlerin bahçeli evi dursaydı da dut yemeğe devam etseydik ,halamın, anneannemin,babaannemin, komşu teyzelerin bahçelerindeki çiçekler ve meyve ağaçları hep olsaydı.keşke dedemin bağı bozulmasaydı ve biz üzüm, badem, ceviz,kirazı dalından toplamaya devam etseydik. işin daha kötüsü çocuklarımız bunları hiç göremedi . of ya sen uzay dedin dünya yok oluyor dedin yaramıza bastın .canım acıdı ya durduramadım yazdım .

    • evet aynen katılıyorum. Ama dalından meyve yiyebileceğimiz yerler var hala azda olsa.. Birgün dalından meyve yiyecek ve çok mutlu olacaksınız ve hatta hergün arkadaşlarınıza bu duyguyu anlatacaksınız deselerdi hiç ciddiye almazdık dimi.. İşte şimdi bu haldeyiz. Bunun tüm suçlusu teknoloji değil belki ama, bu hızla gidersek dalında meyve yemeyi bırakın ağaç görebilekmiyiz acaba..
      teşekkürler saygılar..

  8. insanoğlu bir işi yarım bırakıp bir heves diğerine başlamayı severya hani.. bu da öyle bir şey 🙂 ama o işi yaparken keşke diğerine zarar vermeseler…uzayda hayat varmı yerine ülkemizin bölgelerindeki hayatı nasıl ayakta tutabilirz diye düşünseler..var olan bir şey üzerinde düşünmek olmayan birşey hakında kafa yormakdan daha mantıklıdır heralde..ama insanoğlu demiştimya:) aynen öyle işte..

    • Evet, sevgili Nehir.. İnsanoğlu, insan olduğunu anlarsa bir gün gerçekten. Ya da uzaylarda aranırken kendi yurduna ne kadar çok zarar verdiğini görürse belki olur biraz o dediklerin.. 🙂
      sevgiler..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s