Hayaldi gerçek oldu.. Gerçekti yalan oldu…

Çok değil on yıl önce söyleselerdi…

Bu ülkede buğday üretilemeyecek. Buğday ithal edilecek diye. Rüyadamısın derlerdi adama. Olmazdı, hayaldi. Oldu…

Hayvanlarımız bize yetmeyecek, bu sebeple taa Ukrayna’dan hayvan ithal edilecek, oda yetmeyecek. Brezilya’ya kadar gidilecek. Olmazdı, hayaldi.. Oldu..

Yumurta pet şişede pazarlanacak, olmazsa yumurta yenmeyecek. Bu işi ekonomiden sorumlu olanların çocukları yapacak.. Hayalden öte düşüncelerdi. Olamazdı. Oldu…

Memleketimin limanlarına giren olursa savaş sebebi olurdu. sattık oldu.. Olamazdı. Hayalden öte ütopyaydı ama oldu. Hemde hepsi birden satıldı…

En salak ekonomistlerin bile bilmem neresi ile güleceği hesaplar yapılırken. Benzin fiyatlarına yapılan zamlara da güler olduk. Dünyada petrolun varil fiyatı artarken yapılan zamlar, düşerken tekrar zam olarak yansıdı. Saçmalıktı. Olmazdı. Yaptılar, oldu.

Çok büyük hayaldi. Hastanelerde kuyrukta beklenmeyecek, her vatandaş adam gibi muayene edilecekti. Doktorların durumu düzeltilecek, vatandaşla barıştıralacak, her ailenin bir doktoru olacaktı. Oldu.. Doktoru görebilenler, doktorun göz rengini merak edip. Reçete yazmaktan başka birşey yapamayacağını anladı. Muayene denen şeyin ancak öldüğüne ikna olmak için yapıldığını gördü. Açılan özel hastanelerin çoğunun üst taraflardan yengemize ait olduğunu gördü. Hayal olan neydi gerçek olan ne oldu..

Her tarafı yollarla öreceğiz, duble yol yapıp ulaşımı kolaylaştıracağız dediler. Yapıldı.. Yapılan yepyeni yolun 15 gün sonra delik deşik olduğunu görüp, yeniden onarılırmı diyenler . Ayda bir yolların yenilendiğini, verilen vergilerin nasıl yol olarak döndüğünü gördü..

Amerikan başkanlarının meclisimize girip, vekillerimize meydan okurcasına konuşması. Olamazdı, hayaldi, gerçek oldu. Geldi konuştu, kuzu gibi dinledik ve gitti…

Ülkenin bütünlüğü için çalışanların boynu bükük bırakıldığı. Ülkenin parçalanması için çabalayanların sırtının sıvazlanacağı günleri görmek imkansız bir hayaldi. İçimizi dağlayan bir gerçek olarak kaldı hatıralarda…

Tasarruf teşvikte biriken paraların iadesi çok zor bir hayaldi. Paralar dağıtıldı. Her üç ayda bir ödendi, emekli maaşı muamelesi gören birikimler, üç yılda dağıtıldı. Bu arada kalan paraların faizlerinin ne olduğu hayallerdeki soru olarak kaldı..

Topraklarından her türlü ürünün fışkırırcasına çıktığı ülkenin, kendi kendine yetemeyecek ülkeler sıralamasında üst sıralara doğru hızla tırmandığını duymak imkansız bir hayaldi. Bu ülkede her şey biter tarım bitmezdi. Bitti. Hiç kimse böyle bir şeyi hayal bile edemezdi..

Çiftçinin traktörünün mazotuna verdiği parayla, Bağdat caddesinde koca jeepiyle fink atanın verdiği paranın aynı olması, gerçekten saçma sapan bir hayaldi. Ama gerçek oldu..

Abdülhamit döneminde yaşanan… Ağzını yönetim aleyhine açanların kendini memleketin en ücra köşelerinde sürgünde bulduğu günlere dönmek hayaldi. misliyle dönüldü. Konuşanların hepsi tavla turnuvası düzenlemek üzere aynı yere tıkılıp kampa alındı. Susana kadar çıkartılmamak üzere…

Ülkenin bölünemeyeceği. Anayasa’nın ilk üç maddesinin tartışılmaması gerçeği. Tek adam devrinin bittiği. Astığım astık, kestiğim kestik devrinin bir daha geri gelmeyeceği. Terör örgütüne liderlik yapanların cezasının idam olduğu, PKK’nın terör örgütü olduğu, Son padişahın Vahidettin olduğu… Gerçekti yalan oldu…. 

Mum söndü.. Yalanlar ortada kaldı…

Reklamlar

31 comments on “Hayaldi gerçek oldu.. Gerçekti yalan oldu…

  1. Yazılanlara katılmamakla birlikte (şimdiye kadar bloglarda hiç siyasete bulaşmadığımdan cevap yazmıyorum) Nutukçu hoş gelmiş safalar getirmiş diyorum.

    • Yusuf bu bir siyasi yazı değil. Gördüklerimin, yaşadıklarımın bir özeti sadece. Kimi bağlayacağı çok önemli değil. Yazılanlara katılmıyorum diyorsan neden katılmadığını da belirtmelisin bence. Memleketimden manzaralar o kadar üzücü ki, özellikle de köylünün hali içler acısı.. Taraf olmak gibi bir derdim de yok zaten. Ama gördüklerimi söyleyebilmeliyim diye düşünüyorum. Neden son dönemde yazılan bu tip yazılar siyaseten algılanır oldu acaba.. Ben sana saygı duyuyorum. İstediğin gibi düşünebilirsin. Ama görülenleri söylemek bu kadarmı ürkütücü, bunu anlayamıyorum. İşte bu durumda da ister istemez haklı oluyorum..
      Keşke neye katılmadığını söyleseydin..
      Hoş bulduk bu arada. Uzun zaman oldu ama iş güç işte…
      teşekkürler. sevgiler…

  2. Öncelikle son ikinci paragrafın Abdülhamit dönemi konusunda takıldım geri bütün paragrafla katılmaktayım bir söz vardır..”Gerçekle yüzyüze gelemeyecek kadar vatanseverlikle kör olmamalısınız. Yanlış yanlıştır, kimin söylediği önemli değil…”(Malcom X) şimdiki dönemde gözümde ve gönlümde her beşeriyat eleştirilir ve eleştirilmek zorundadır..Peygamber efendimiz bile istişare konusuna büyük bir önem vermiştir.Olaylara hep kendi açımızdan değil de bir de başka açılardan bakmak gerekir çünkü insanınız hata yaparız,düşeriz ve kalkarız selam ve dua ile selametle…

    • Abdülhamit döneminden vurgulamak istediğim, uzunca bir zaman padişahlık yapmış olması sebebiyle, özellikle son zamanlarınde kendi ile ilgili küçücük laf edenleri sorgusuz sualsiz sürgüne göndermesiydi. Ayrıca Abdülhamit padişahlık yaptığı dönemde çok işler yapmış ama koca imparatorluğu nereden nereye getirdiğini de o yılları okuyunca anlıyorsunuz. Bazen vatandaş için bir şeyler yapayım derken, koca ülkeyi yok olmaya doğru götürebiliyor yöneticiler.. kısaca bunu belirtmek istedim.
      Eğer vatanımızı seviyoruz diyorsak, gördüklerimizi haykırmak, yanlış olan her şeyin üstüne gitmek birinci görevimizdir..
      Çok teşekkür ederim..
      sevgilerle…

  3. Abdülhamit Han’ın uzunca bir süre padişahlık yapması üstün zekası,öngörüşlülüğü,aklı,cesurluğundan dolayıdır.Osmanlı devleti zaten hasta,yaşlı ve kurtuluşundan ümit kesilmiş yatalak kanserdi Abdülhamit Han bu ince hastalıklı devletin ömrünü uzatmış yok olmasına önlemiştir bu bir gerçektir yadsınamaz biraz araştırma ile bu gerçeklik ortaya çıkar.Abdülhamit han hakkında bir kaç örnek sunacağım dikkatle incelenmeniz dileğiyle,isterseniz bir kaç okunabilecek kaynak da gösterebilirim…

    bu video internette hemen bulanabiliyor,Abdülhamit Han belgeseli yazdığınızda ilk bulunan cinslerden izleyip kendi içinize yorumlamanız temennisiyle
    http://video.google.com/videoplay?docid=-5421010578691333567#

    Abdülhamit Han’ın merhametine bir çok örnek vardır ama internetten bulduğum birkaç örnekle sunacağım size Abdümhamit Han’ın merhametini,idam cezalarını nasıl sürgüne çevirdiğini,Abdülhamit Han’ın görüşlere karşı takıldığı durum bellidir eğer varsa bir görüşe karşı,istişaresiz sürgün kararı aldığını bilmek ve öğrenmek isterim.

    Abdülhamit Han tarihin idrak etmekte hayli zorlandığı son derece zeki, kültürlü, akıllı ve cesur bir hükümdardı. Onun bu özelliklerini akıllıca kullanması döneminden günümüze kadar hep tartışılmıştır. İttihatçılar ve bazı kimseler Sultan Abdülhamit’in iyi bir eğitim almamış kültürsüz bir insan olduğunu iddia ederek onun saltanatına halel vermeye çalışsalar da bu gerçek değildi. Bilakis o, bu iddiaları ortaya atan ittihatçılardan (ve günümüz ittihatçılarından) çok daha zeki ve bilgiliydi. Fransızca, Arapça, Farsça’yı çok iyi bilirdi. Ayrıca batı musikisi, piyano ve Osmanlı tarihini iyi öğrenmişti. Uzun saltanat döneminde “Çağdaşı” hükümdarın hepsinden daha zeki ve dış politikaya hakimdi. Prens Bismark’a göre 100 gram aklin 90 gramı Abdülhamit Han’da, 5 gramı kendisinde, 5 gramı da diğer siyasîlerdedir. Sultan Abdülhamit resmi tarihin anlattığı gibi baskıcı ve istibdad uygulayan bir sultan değildi. Zira tarafsız olarak incelediğimizde bunun açık örneklerine rastlamak mümkündür.

    Jöntürklerin devamı olarak 1889 yılında İbrahim Temo’nun fikir babalığında Selanik’te kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti Sultan Abdülhamit’i saltanattan indirmeyi amaçlıyordu. Cennet mekan Abdülhamit Han’ın Devlet-i Aliyi çöküşten kurtarmak için aldığı önlemleri anlayamamanın verdiği hazımsızlıkla gençlik heveslerinin kurbanı olan İttihatçılar, Sultanı tahttan indirmek için mason localarıyla ortak hareket ettikleri gibi örgütlenme sistemlerini bile İtalyan Karborani teşkilatını esas alıyorlardı. Devletin selameti için ilan edilmeyen meşrutiyeti bahane ederek masonların mali destekleri ile Abdülhamit’e karşı her türlü karalama propagandasında en ön saflarda hep bu cemiyet vardı. Haliyle Abdülhamit Handa boş durmuyor literatüre bir takım kısıtlamalar getiriyordu. Ancak şurası bir gerçek ki; Jöntürklerin amacı meşrutiyet ilan etmek değildi. İttihatçı doktrinin en ateşli temsilcilerinden olan Mithat paşa meşrutiyeti ilan ettirerek Kanun-i Esasi’ye koyduracağı 113. madde ile padişahı alaşağı edecekti. Sonraları ağzından kaçırdığı meşhur “Ali Osman olur da, Ali Mithat neden olmasın?” sözleri de onun amacının meşrutiyeti ilan etmek değil, devleti tek başına idare edebilme emelleri olduğunu ortaya koyuyor. Cennet mekan Sultan Abdülaziz Han’ın katlinde (şüphesiz) başı çekenlerden olması münasebetiyle Yıldız Mahkemesinde yargılanan Mithat Paşa ölüm cezasına çarptırılmıştı. Gazi Osman Pasa ve Ahmet Cevdet Pasa gibi büyük dahiler ölüm cezasının tatbikini isteseler de Sultan Abdülhamit saltanatına göz diken ve amcasını öldürtenlerle iş birliği yapan Mithat Paşa’nın cezasını sürgüne çevirmişti. (Hatta sürgüne giderken cebine 800 altın koymuştu.)

    Yurt dışında örgütlenerek sultana karşı aleyhte faaliyet gösteren ittihatçıların köşeye sıkıştığı dönemde hepsini affetti. ( Hatta halen yayında olan bir dizide Tıbbiyeli Mustafa olarak anılan kişinin affedilmesi tarihten yansımış bir gerçektir.) Abdülhamit, Tanzimat ile hat safhaya ulaşan batı hayranlarının iddia ettikleri gibi milletini sevmeyen bir padişah değildi. Her şeyden önce ümmetçi olduğu doğrudur ancak kendisine karşı faaliyette bulunmuş olan Namık Kemal ve Ziya Paşayı Türk milliyetçiliğini güçlendirici çalışmalarda bulundukları için devlet görevine almıştır onlara ihsanda bulunmuştur. Ayrıca tarihin Hürriyet Kahraman(!) dediği Mithat paşa Kanun-i Esasi’ye her milletin kendi dilini kullanabilmesi maddesini koyduracakken böyle bir felaketi önleyerek Türkçe’yi tek resmi dil ilan etmiştir. “Türkün hakkı mahfuz kalır mı?” diyerek de endişesini ve teessürünü ortaya koymuştur. Aşağıdaki yazıyı okuyup kararı sizin vermeniz dileğiyle bazı konular tek boyutlu değil de biraz da çok boyutlu bakabilmek gerekir…

    “Kaderin Abdülhamit Han’a yaşattığı acıklı bir hadise ve vefasızlık örneği vardır ki teessürle karşılanır. Abdülhamit Han’ın idaresine karşı çıkan güruhun, (başta Ali Suavi) akli dengesini yitirdiği için Çırağan Sarayında ikamet eden sultan 5. Murat’ı tekrar tahta çıkarmak için yaptığı Ali Suavi vakası bu hadisenin başlangıcıdır. Ali Suavi vakasına karışanlardan biri olup daha sonra 3 yıllığına sakız adasında hapsine karar verilen birisi vardı ki: Bağdatlı Süleyman Efendi idi. Vakanın zuhur ettiği günlerde İstanbul’da, memuriyette açıkta bulunan Süleyman efendi Zat-ı Şahaneye karşı bir harekette bunmuş ve saltanat düşmanı olarak damgalanmıştı. Süleyman efendi yargılandığı demde 21 yaşında harp okulunda okuyan bir oğlu vardı. Büyük devletlerde idareye karşı yapılan bu tür eylem ve hareketlerde sanığın devlet kademesinde ve kurumlarındaki tüm akraba ve tanıdıkları sürgün edilirdi. Ancak cennet mekan Sultan Abdülhamit Han, Süleyman efendinin oğlunun bir suçu olmamasından dolayı çocuğa dokunmadı. Harp okulunu bitirerek kademeleri tek tek atlayan bu çocuğun adı Mahmut Şevketti. 1895’te Serasker Rıza Paşa Zat-ı Şahanenin önüne bir sicil dosyası koydu. Bir subayın generalliğe yükseltilmesi Abdülhamit’in takdirine sunulmuştu ve bu subay Mahmut Şevket Beydi. Abdülhamit, babasının Ali Suavi olayına karıştığını bildiği halde dosyayı imzalamamayı Osmanoğullarının şanına ve kendi insafına yakıştıramayacağı için dosyayı tereddütsüz imzalamıştı. İşte bu general Abdülhamit’in her şeye rağmen güvendiği Mahmut Şevket; tarihe 31 Mart olarak düşen kanlı darbenin yapıldığı kuvvetin başında bulunan Mahmut Şevket Paşa’dır. Ne yazıktır ki 1. ordu Abdülhamit’ten vur emri beklemesine rağmen vatansever padişah Abdülhamit bu emri vermemiş kan dökmemiştir. (Abdülhamit’in yıldız sarayında talimli 30 bin askeri vardı, hareket ordusu ise 15 bin kişi olup çoğu Rumeli çapulcuları idi.) Ancak Mahmut Şevket Paşa kendisini affeden ve ihsanlarda bulunan Sultanın Yıldız Sarayını yağmalatmaktan geri durmamıştır.”(alıntıdır)

    Burada ise iki farklı tutum var karar sizindir…

    “Jurnaller ve istibdad konusunda II. Abdulhamid’ le ilgili şu olay çok ilgi çekicidir :

    Bir gün bir jurnal gelir. Maliye memurlarından birisi Çırağan Sarayı’ nın önünden geçerken güya demiş ki; “Ahhhr Sultan Murat sen olsaydın işler böyle olmazdı ” Bunu duyan Sultan Abdülhamid bu adamın Fîzan’a sürülmesini söylemiştir. Bunun üzerine Sadrazam Sait Paşa Abdülhamid ‘e “Efendimiz, bu adamı rüşvetten dolayı affettiniz. Belli ki bu jurnal uydurma bir jurnal yani bu kadar basit bir şeyden sürgün ediyorsunuz . Neden acaba ? “ demiştir. O zaman Abdülhamid der ki:

    “ Bu jurnali ben verdirttim. Bu ceza daha önce affettiğim suçun cezasıdır. Çünkü ona ben o zaman rüşvet cürmü dolayısıyla bir ceza verseydim , çoluk çocuğuna da ceza vermiş olacaktım. Konu komşusu , akraba-i taallukatı , herkes , “ Bu adam rüşvet yemiş ve onun için sürülmüş “ diyeceklerdi. Çoluk çocuğuna da bir nevi ceza vermemek için onu affettim , bu konuyu kapattım; üzerinden bir sene geçtikten sonra bu jurnali verdirttim. Şimdi onun çocukları: ‘Bizim babamız, istibdada tahammül edemedi , isyan etti de sürgüne gitti “ diyecekler, çocuğunun iftihar edeceği bir şekle soktum.”(alıntıdır)

    sözü tekrarlamak gerekirse ”Gerçekle yüzyüze gelemeyecek kadar vatanseverlikle kör olmamalısınız. Yanlış yanlıştır, kimin söylediği önemli değil…”(Malcom X)

    Abdülhamit Han’ın düşmanları belliydi,Abdülhamit Han’ı sevmeyenler de belliydi şimdi bize bakma zamanı suçu ve düşmüşlüğümüzde kendimizde bulma zamanı geldi de geçiyor bile umarım yararı olmuştur selam ve dua ile sonumuz hayrolsun…

    • Ah be kardeşim. bu uzun uzun açıklamaların için çok teşekkür ederim.
      Ancak acı bir şey varki. O da neden Abdülhamit’i bu kadar anlatıp savunma ihtiyacı hissettiğin. Ben Abdülhamit kötü bir adamdır hep yanlış yapmıştır demedimki. Şunu da özellikle belirtmek istiyorumki o dönem ve devamı benim üstünde çok uzun zaman harcayarak araştırdığım yıllar. Ancak lütfen Abdülhamit’in son dönemlerine bir daha bakınız. Yalnız bakarken tamamen tarafsız yayınlardan istifade ediniz. Abdülhamit dönemiyle ilgili yaşananlardan dolayı, fanatikleri olduğunu çok iyi biliyorum. Ancak sizinde söylediğiniz gibi. kör olmamak gerekir.. Öyle bir haldeyizki. bugün Atatürk’ün yaptıkları bile görmezden gelinip neredeyse yargılansın diyecek hale gelmişken. Osmanlı padişahlarını bu kadar korumanın anlamı ne. Onların hataları olmasaydı hala tüm dünyaya hesap verir durumda olmayacaktık. Koskoca Türk milleti kuzu gibi teslimiyetçi hale düşürülmeyecekti.. İşte o dönemde kör olmayanlar da vardı ve Türkiye Cumhuriyeti doğdu.. Bugünlerde ise gözünü açan yok…
      Abdülhamit dönemine özellikle gönderme yaptım çünkü konuşmanın suç olmaya başladığı dönemler onunla başladı. Namık Kemal’e iş verdi diyorsun ama onun aslını burada çok uzun yazmayım bir daha bak istersen. Abdülhamit saltanat korkusundan son zamanlarında en fazla ödün veren padişahların başında gelir sevgili kardeşim… 31 Mart vakası ise şeriatçıların isyan girişimidir. İngilizlerin desteği ile olmuştur.. Askerler subaylarına karşı ayaklanmışlardır. Ancak asıl olay; küçük bir islamcı gazete çıkaran Hasan Fehmi adlı kişinin Galata köprüsünde vurulması ile başladı. bu vurulan kişi çok önemli bir kişi de değildi ancak o zamanki kurt politikacılar bu olaydan çok iyi faydalanıp ortalığı karıştırdılar. gördüğünüz gibi zihniyette pekte farklılık yok..
      Bu konu bir polemik konusu olmamalı. Tarih yaşanmışlıkları ve sonuçları ile ortadadır çünkü… Mühim olan tarafsız olmayı azda olsa becerebilmek..
      saygılar…

  4. istişare, istibdad,Devlet-i Ali,Kanun-i Esasi,Zat-ı Şahane,istibdad,akraba-i taallukatı,Ahhhr,cürm,istibda….
    ne demek? 😦

  5. Bu yazdıklarım bir savunma mekanizmasının harekete geçişi değil farklı bir görüş,farklı bir pencere açmaktır bu niye bir savunma olarak anladınız anlamış değilim belirteyim.İnsanlar farklı görüşte olmalıdırlar böyle olmazsa hayat yaşanılmaz olur zaten.Size kötü bir adam olarak görmüşsünüz diye bir şey anlatmak istemedim sadece bir kaç örnek vereyim istedim huzurunuza.Tarafsızlık elbette önemli ama bu yazıya karşıt görüş sunamayacaksam niye yazayım ki? sizce doğru olur muydu bu?.Benim gözüm hiç bir beşeriyatın yargılanmamasınında önünde bir engel olamaz yargı bağımsız olmalıdır yargı kendi içinde bile kendini yargılamalıdır.Yargılanamayan bir şey zaten mükemmeliyet kazanmış(!) olur güya oysa insanlığın ürettiği herşey eleştirilmeli ve eleştirmelidir.ben burada artık fazla açıklayıcı değil de uyarıcı olması hususunda yazıyorum,yazmaya da gerek duymuyorum malum görüşler farklı,görülen yerler farklı bazı şeyler savunmak adına karalamak,karalamışlığı alıp gerçek gibi anlatmak hoş bir tutum değildir ben herkesin yargılanmasına,eleştirilmesine karşı değilim asla bu ısrarla belirtiyorum.Ayrıca dediğim gibi Osmanlı’nın yıkılışı tek bir padişaha bağlanamaz bu bir yıkımdır az az da olsa Osmanlı kurulduğu günden itibaren yıkılmaya başlamıştır beşeriyatın hatasıdır insanlığın yaptığı herşey yıkılmaya,yok olmaya mahkumdur.Bizim bilmemiz gereken şu’dur tarih’in kara yüzlerini,eksiklerini ortaya çıkarmak değildir asıl konu koskoca Osmanlı’nın yıkımına sebep olan kuvvet nedir? bunlar kimlerdir? bizim düşmanımız kimdir? bu soruları kendinize sorup,düşünmeniz dileğiyle.Bir gevurun sözüdür “ya bizdensiniz ya da düşmanımızsınız” ortaya bir suç,bir yıkım varsa bunu tek bir kişinin omuzlarına yükleyemeyiz bunu hep birlikte omuzlanıp omuz omuza ilerlenip,düşülen yerden kalkılması gerekir.Eğer ortada bir düşülmüşlük göremiyorsanız devam edebilirsiniz geçmişi yaftalamaya ben şunu bilirim şunu söylerim eleştirmek ve eleştirilmek gerekir ama bu eleştiriyi suçlu aramak düsturu ile değil de suçluyu kendimizle bulmamız önemlidir.Selam ve dua ile selametle….

    • Farklı görüşler olmazsa gelişme olmaz, olamaz diyen bir adamım ve sen bana farklı görüşlere neden saygı duymadığımı söylemişsin özetle..
      Görüşün her türlüsüne saygılıyım, böyle olmasa içimden gelenleri dışa vuramazdım.
      Bu yazıyı yazarken amacım tartışma konusu yaratmak değildi zaten.
      Ancak anlıyorumki, biryerlere fazlaca dokunmuşum.
      Son olarak bir ekleme yapıp konuyu bağlamak niyetindeyim.
      Osmanlı’yı Abdülhamit yıktı demedim. Kaldıki özellikle de belirttim bunu ama öyle düşündüğümü sanmışsınız. Üzücü bir durum.
      Bir diğer konu. Sizin düşünemeyeceğiniz kadar sordum “düşmanımız kim?” diye. Sonra anladım düşman aramanın anlamı olmayacağını kişilerin istemeden yada düşüncesizce davranarak bile en kötü düşmandan daha büyük kötülükler yapabileceğini..
      Sizin Abdülhamit hayranlığınızı anlıyorum ancak sizden sadece içinde yaşadığınız ülkenin kurucularına da aynı hassasiyetle yaklaşmanızı bekliyorum.
      Geçmişi yaftalamıyor, o günden bu güne çok fazla birşeyin değişmediğini ve ders çıkarmamız gerektiğini hatırlatıyorum sadece.
      Eleştirilerden hiç bir zaman korkmadım, eleştirmeyi becerebilen muhaliflere saygım her zaman vardır çünkü. Hiç bir zaman suçlu aramak gibi bir derdim de olmadı ayrıca. Siz fikirlerinizi söylerken ne kadar özgürseniz bende o kadar özgürüm hepsi bu…
      Selamlar, saygılar…

  6. Gerçi siz uzun bir tartışmaya girmişsiniz, bu kadar yazıyı okumaya vaktim yok bu aralar ama madem demişsin ben de yazına neden katılmadığımı yazayım: Öncelikle daha buğday, hayvan falan ithal etme fikri ortada yokken dahi ben bunların yapılması taraftarıydım. Tarihe bakınca tarımla uğraşanların değil ticaret yapanların zengin olduklarını gördüm. Bu yüzden Türkiye’nin bir tarım ve hayvancılık ülkesi değil; bir sanayi ve ticaret ülkesi olmasını düşünüyordum.

    Ayrıca en çok eleştirilen özelleştirmeyi de en eskiden beri savunan biriyim. Devlet kurumlarının tamamının zarar ettiğini biliyordum.

    Ben her ne kadar Akp taraftarı olmasam da Türkiye’nin en parlak devrini bu hükümet zamanında yaşadığına inanıyorum. Siz o kadar şey yazmışsınız inanın şimdi vaktim olsa onların on katı kadar yaptıkları faydalı şeyleri yazabilirim.

    Bakın yanlış anlaşılmasın kesinlikle Akp’ye oy vermedim ve galiba yine vermeyeceğim yalnız böylesinin (Atatürk de dahil) gelmediğine inanıyorum.

    Pkk meselesine gelince bölgede yaşayan, bu zorlukları gören birisi olarak Akp’nin sizin düşündüğünüzün tam tersine eksik kaldığını düşünüyorum. Eğer gerçekten Akp biraz daha cesaretli davranıp birkaç adım daha atsaydı belki de şimdi herhangi bir yerden ölüm haberi gelmeyecekti. Tabi batıda yaşayan özellikle Türk kardeşlerimiz durumu anlamıyor, ya da anlamak istemiyor ama bu ülkenin kalkınması ve kanın durması için tek yol barıştır. Otuz yılı aşkındır akan kan yeter.

    Abdülhamid’e gelince… Atatürk’ün bile takdir ettiği bir insanı Atatürkçülerin ısrarla eleştirmesini anlamıyorum. Halkına çok iyi davranmış olmasına rağmen Fransa’da uydurulan bir Ermeni soykırımı yalanına kanan bazı insanımızın kime çalıştığını idrak edemiyorum. Tamam devletin kötü gidişatı, ittihatçıların oyunlarının korkusuyla son zamanlarda bazı hatalar yapmış olabilir ama bu asla böyle bir acımasız eleştiriye konu olmasını gerektirmez. Şurası inkar edilemez bir gerçektir ki Abdülhamit Osmanlı’nın ömrünü uzatmıştır. Kararlılıkla Filistine sahip çıkmış, Balkan harbine da karşı olmuştur. Abdülhamit bir dahidir.

    Özetle: Ben internet ortamında tartışma yaratacak konuşmalardan uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü şu ana kadar çok denedim hiçbir faydasını görmedim. Herkes kendi bildiğini yazıyor, bir süre sonra karşı taraf okuyor cevap yazıyor ama konuşmada olduğu gibi kimse tatmin olmuyor. İşte benim çekincem bu. (Çok yorgunum kısaca yazmaya çalıştım, yanlış bir şey dediysem affola)

    • Yusuf kardeşim benim Akp yada bilmem ne partisi ile bir derdim yok.. Öncelikle şunu belirtmeliyim mesele Türkiye’nin tarım ülkesi olması değil. Mesele Türkiye’nin kendini doyuracak hali kalmadığından dışa bağımlı olması. Elbetteki sadece tarım yapalım diyen yok. Lütfen olaya ekonomik değil biraz daha global bak..
      Türkiye 1939’dan sonra hiç parlak devir yaşamadı. Ama sen Atatürk’ten üstün tutmuşsun yapılanları. İnan içimi acıttın. Bu kadar kör olmana inanamıyorum. Şimdi kalkıp sana Atatürk’ün yaptıklarını anlatacak değilim ama yaptığın kıyaslamayı bir daha düşün derim sadece…
      Diğer bir husus Abdülhamit’i eleştirmiyorum. Ama sen Atatürk’ü eleştirirken sanada neden eleştiriyorsun demiyorum. Sadece bir örnek verdim, şu yazılanlara bak. İnanılmaz, şaşkınlık içindeyim. Atatürkçü olmak hep yanlış olmaya başlasın. Atatürk’ü anlatanlara yarım ağızla sırıtarak bakılsın. Abdülhamit ile ilgili sadece bir satır yazıdan çıkan sonuç ürkütücü değilmi sencede..
      İşin en ilginç tarafı da Abdülhamit’i acımasızca eleştirdiğimi söylemen. İnan anlamakta zorlanıyorum. Nedir bu durum diye.. Yusuf okumak lazım evet ama her telden her yönden..
      Ben gördüklerimi dilim döndüğünce anlatıyorum ve buna siyaset bile demiyorum. Senin gördüklerini de okumak istiyorum.. Ama tarafsız olabiliyorsan..
      Son olarak benim istediğim sadece özgürlüklerine düşkün bir halk olarak bağımsızca yaşayabilmek. Kaldırılan kapitülasyonların misliyle geri geldiğini görmek istemiyorum. Tamam satalım kitleri ama yabancılara değil. içimize giren art niyetlileri atamadığımızdan bu haldeyiz..
      Derdim hiç bir parti ile değil. Yalan söyleyenlerle…
      sevgilerle…

  7. Siyasetten bu yüzden hoşlanmıyorum. Uzun yazılar, uzun konuşmalar gerektiriyor.
    Kısa ve öz olmalı her şey. Çünkü hayat çok kısa.

    • Çok haklısınız, ama ben yinede ısrar ediyorum siyasi bir yazı değildi bu. Sadece biraz hatırlatma yaptım gördüklerimden, bildiklerimden.. gerisi kendiliğinden aktı gitti…
      saygılar teşekkürler…

    • Siyasette taraf vardır Yusuf, apaçık tarafsındır. Kendini överken geri kalan herkesi yerden yere vurursun . En önemlisi siyaset yalansız olmaz.
      Ama sen siyasi diyorsan öyle olsun . sıkma canını .. 🙂

  8. Hayırlı günler kardeşim.neler oluyor burda Allah aşkına.kimsenin kimseden haberi yok insanlar boşuna kendisini yıpratmasın bence.insan düşündüklerinide yazamıyor.hayret birşey.en iyisimi bende yazmayım yoksa bu hamur çok su götürür.hayırlı günler.

    • Hayırlı günler Gül hanım. Birşey olduğu yok. Normal tepkiler bunlar. Herkes yazılan her şeyi onaylayacak yada doğru bulacak değil ya. Arkadaşlarım rahatsızlıklarını yazdılar bende onlara kendimce açıklama yazdım. Hepsi bu..
      Siz aklınızdan geçenleri paylaşın, rahat olun..
      Kendinize çok iyi bakın, sevgiler…

  9. Adamlar önce hiç yoktu sonra Kart-kurt daha sonra dağ türkü, terörist… derken TBMM deler.
    Birde ne istediklerini anlayabilsek 🙂

    • Evet Murat.. Konuyu buraya kadar getirdin madem biraz anlatayım, dilim döndüğünce 🙂 çünkü istenilenin ne olduğunu anlamak mümkün değil, zaman ve duruma göre değişebiliyor..
      İlk esas Pkk ile Kürt halkını aynı kefeye koymamak lazım. Her ne kadar birileri ısrarla aynı şey olduğunu söylüyorlarsada maksatları başka..
      Dünyanın her yerinde terör örgütleri vardır ve hiç bir zamanda bitmeyecektir. Ancak bizim ülkemizdeki durum bambaşka.. Pkk ilk sahneye çıktığında amacı neydi şimdi ne oldu. İşte bu açıdan bakınca zaten olayın ne kadar saçmasapan boyutlara gittiğini anlıyorsunuz. İlk başlarda anlamsızca saldırıyorladı, jandarma karakollarına. Amaçları ses duyurmaktı. Duyurdular. Sonra durumlar gelişmeye başladı çünkü bir çok ülkeden destek almaya başladılar. Paralandılar ve şımardılar. Halktan zorla topladıkları yiyeceklerle karınlarını doyururken bir anda halka para yardımı yapacak duruma geldiler. Yöre halkını kışkırtmaya başladılar ki bu hiç de zor olmadı. İşte o zamanki hükümetler bunu anlayamadı.. Daha doğrusu geç kaldı..Baktılarki bütün dünya onların yanında. Yaptıkları her şey yanlarına kar kalıyor ve en önemlisi kaybedecek fazla bir şeyleri yok. Daha da şiddetli saldırıp teşkilatlanmaya başladılar. O zamanlar oy uğruna yapılan salaklıklar sayesinde meclise ilk girişler başladı.. Sonra bir durgunluk ve küçük parçalara ayrılarak mücadele başladı. Liderlerinin yakalanmasından sonra şirin pozlar vermeye başladılar. Bölgede huzur başaldı. Yöre halkı bilinçlendi. bir şeyler iyiye doğru gitmeye başlamıştı hatta. Kürt meselesi diye bir şey neredeyse bitmiş. Türk Kürt herkes beraber yaşayabiliyordu. Ama maalesef gene bizim çok bilen politikacılarımız sayesinde olayların rengi birden değişti . Ne zamanmı?? 2004 başlarında… Tekrar ve eskisinden daha sert bir dönüş oldu. Şimdilerde tüm teşkilatlanmasını tamamlamış vaziyette. Kürt halkını sözcüsü ve savaşçısı oldular maalesef. Terör örgütü vasfını bile yitirmek üzereler. Hatta kimin terörist olduğu da karıştırılmaya başlandı..
      Hala ne istediklerini bilmiyorlar ve hiç bir zamanda bilemeyecekler.. çünkü onların istedikleri her neyse bu ülkede onlar kadar özgür yaşayabilen de yok zaten..
      Küçük bir giriş yaptım sadece sevgili Murat.
      sevgilerle…

  10. Avrupa da Terör örgütü kapsaminda fakat bu faliyetlerinin durdugu anlamina gelmez zaten destek avrupadan oldugu icin katilimlarin cogu bir zamanlar avrupadan simdi ise olaylarin yasandigi iller veya cevrelerden oluyor. Bunun kardes kani olduguna bir türlü inanamiyor ve yasananlardan ötürü beni affediniz ama türk ve kürdün kardes oldugunada inanmiyorum…. maalasef !
    Böyle kardeslik mi olur?

    • Çok güzel bir parça. Anlatıyor işte.. 🙂 Bırakalım bu işleri dağa kara yemiş toplamaya gidelim.. 🙂 Barış içinde güle oynaya birlik beraberlik içinde paylaşalım hayatı da güzelliklerini de..
      sevgilerle Murat.. Sağol..

  11. Bu kadar önemli bir konuyu böylece basitçe atmak doğru bir şey değil.

    Pkk’nin davası doğru bir dava değil. Gerçekten de ne istediklerini bilmiyorlar. Önceleri Türkiye, İran, Suriye, Irak, Ermenistan ve Azerbaycan’ın bir bölümü üzerinde bağımsız bir Kürdistan kurmak istediler. Bakarsanız bunun haritaları var. Fakat daha sonraları hedef küçülttüler ve şimdi sadece Türkiye’de Demokratik Özerklik istiyorlar. Kendilerini çok basitleştirdiler ama farkında değiller. Hem Türkiye devletini düşman bellemişler hem de ondan özerklik istiyorlar.

    Kürt meselesine gelince durum çok farklı. Ne geçmişte ne de şu an Pkk Kürt halkını temsil etmedi. Dikkat ederseniz hiçbir zaman bir halk hareketi yapamıyorlar. Yerine göre yüz iki yüz kişilik gençlerle orayı burayı taşlıyorlar o kadar. Halktan yana kabul görmediler. Bu nedenle Pkk’ye bakarak koca bir milleti kötü görmek, Kart-Kurt diye hakaret etmek ancak (afedersiniz) cahillerin işi olabilir.

    Kürt sorunu olmadı falan demeyin. Eskiden beri de vardı hep de oldu ama Türkler bunu bilmek istemedi. Sadece şu kadarını söyleyeyim, geçmişte bize Türkçe’nin dayatılması bile çok çok büyük bir sorundur. Bazıları bol keseden sallayın Kürt diye bir şey yoktur diyebilir ama bizden bir önceki nesil Türkçe bilmiyordu. Yani Kürttüler fakat Cumhuriyetin ilk yıllarında öyle bir sindirildiler ki ses çıkaramıyorlardı ve evet asimile oluyorlardı. Asimile oluyorduk. Büyüklerimiz tek kelime Türkçe bilmezken biz yarı Kürtçe konuşuyorduk.

    Aslında mesele sadece bir dil meselesi değildir. Bu zamana kadar Türkiye’nin bir parçası olan Kürt bölgelerine ne kadar yatırım yapıldı? İnsanlar hangi koşullarda yaşadılar. Okullarda nasıl bir eğitim gördüler?

    Anlatayım; biz hiçbir zaman farklı odalarda yatmadık. Doğru düzgün mutfaklarımız olmadı. Kesilmeyen sularımız, elektriğimiz olmadı. Şu an bile bizde elektrik çok kesilir. Hem de Hakkari’de değilim Diyarbakır’dayım.

    On bir sene okul hayatım boyunca tek bir İngilizce öğretmeni görmedim. Orta okulda müzik dersimize Matematik öğretmeni, Din kültürü dersimize dinin ne olduğunu bilmeyen bir sınıf öğretmeni giriyordu. İlk bir yıl hiç kimse öğretmenin ne dediğini anlamazdı. Beşinci sınıfta bir arkadaşımız sınıfta kustu, kırk beş kişilik sınıfta kustu demesini bilen tek bir kişi bile yoktu.

    Kimi öğretmenler bize düşman gözüyle bakardı. En iyileri bile kendi aramızda Kürtçe konuşmamıza izin vermezdi.

    Belki kabul etmezsiniz ama kesinlikle biz hep ikinci sınıf vatandaştık.

    • Sevgili kardeşim; sen hangi yorumu okuyupta bu konuyu önemsizleştirdiğimi düşünüyorsun anlayamıyorum. Ben yırtınıyorum burada bu işin ne kadar önemli bir konu olduğunu ve gereken önem verilmediğinden yıllarca hata yapıldığını anlatmak için sen kalkmış neler söylüyorsun.. Şimdi sıkı dur senin anlattıklarını orada yaşarken acaba Türkiye’nin o çok gelişmiş!! batı bölgesinde durum nasıldı sana onları anlatayım. Madde madde sıralıyorum..
      1. Bu ülkede Ege bölgesi diye bir bölge var. O bölgeninde il ve ilçeleri olduğu gibi köyleride var. O köylerdeki çoğu okulda tek bir derslik var. O dersliklerde hala sobayla ısınır. Evet çocuklar Türkçe konuşur tek fark ta budur..
      2. Karadeniz bölgesi diye bir başka bölgesi var. Orada da dağ köyleri var. O köylere elektrik 80’li yıllarda geldi. Hala sık sık kesilir. Elektriği, direklerine varana kadar köylü kendisi dikerek getirdi. Devlet görevlileri sadece saati açtı. Ama oradaki köylüler elektrik parasını son kuruşuna kadar öder. Buralardaki tek farkın ne olduğunu bilmem anlatabildimmi…
      3. Hani önceki yorumunda söylemişsin ya. Son yıllarda yaşanan dönemlerin güzelliği Atatürk’ün olduğu yıllarda bile yaşanmamıştı diye. O yıllarda memlekette eğitim seferberliği başlatılmıştı ve Atatürk tek tek okulları dolaşarak katkıda bulunan tek devlet adamıdır. Şimdi eğitimin durumuna azıcık bir bak istersen. Hiç bir şeye bakamıyorsan mevcut sınav sistemine bir göz at… Böyle bir kanıya nasıl ulaştığını anlayamıyorum.
      4. Bu ülkede birde İç Anadolu bölgesi var Yusuf. O bölgedeki şehirlerin okullarında öğretmen bile yok. İç Anadolu sana göre belki sadece Ankara’dan ibaret olabilir ama Çankırı var Kırşehir var Yozgat var.. Oraların birde köyleri var. Bir gün fırsat bulursan gir biraz dolaş oralarda. Güneydoğuya yapılan yatırımların onda birini göremeyeceksin.

      Son olarak kardeşim oralardan bakarak tüm ülkeyi değerlendirmekten vazgeç. Önce çıkar kafanı etrafına bak sonra konuşalım ülke meselelerini..
      Sağlıcakla kal…

  12. Sen köylerden bahsediyorsun ben merkezlerden.

    Peki abimsin dediklerinin hepsi doğru olsun peki ya dil?

    Ayrıca benim tavrım sana değil “biz kardeş değiliz” diyen yorumcuyaydı.

    • Haklısın özellikle köylerden bahsettim. Oradaki insanların bütün bu imkansızlıklar karşısında seslerinin çıkmamasına dikkat çekmek istedim çünkü. Maksadım kıyaslamak değildi. Köylerden bahsettim çünkü bu bahsettiğim köylerde köylüler her işini kendi yapar devletten hiç birşey beklemezdi. Oysa güneydoğudaki köylere malzeme yağar ama köy meydanında öylece durur o malzemeler. Niyemi? Devlet görevlileri gelsin o malzemelerle köyün kanalını döşesin yada yıkılan okul yada cami duvarını örsün diye. Şehirlerde ise çok ilginçtirki, özellikle İstanbul’a baktığımızda patronların büyük bir çoğunluğu güneydoğuludur. Ama kendi bölgesine nedense zerre kadar katkısı olmaz ancak bölücülük yaparsa yapar. Şehirlerin hali ortada sevgili Yusuf olaysız gün geçmiyor. Olaylara bir bak istersen yakılan ve yıkılan nereler ve buraları yakıp yıkanlar kimler.. Hak devlet malına zarar vererek aranmaz.. Mağdurun kim olduğunu iyi anlamak lazım.. Çocuklar 60 kişilik sınıflarda okuyor, hiç birşey öğrenemedikleri gibi öğrendikleri de yanlış oluyor genelde. Şehirlerin neresini tutsam elimde kalıyor..
      Dil konusunda haklısın. Hep karşı olmuşumdur aslında. Yasaklamanın yanlış olduğunu biliyorum. Ama resmi dil olmalı bir ülkede. Karadenizde de vardır lazcadan başka dil bilmeyenler ama okula gidince Türkçe öğrenerek giderler. bu kadar sert olmamak lazım ama her yerde de iki dil sence çokmu mantıklı.
      Biz kardeş değiliz demiyor aslında, bu nasıl kardeşlik diyor o arkadaşta..
      sevgilerle…

  13. Teşekkür ederim Volkan 🙂 beni anladiğina sevindim , bazen ironik konuşmak ve yazmakda insanlara net anlatımlar sunabilir

    Türkiyede sayet bir Demokrasi sorunu varsa bu sorun altında hepimiz ezilmekdeyiz.
    Kimse barışdan, kardeşlikden bahsedip silahlara sarılmasın…

    • Birbirimizi anlayamadığımızdan zaten bütün bu savaşlar. Oysa herkesin istediği şey aynı. “Adam gibi yaşamak… ”
      Kardeşliği bahane ederek kardeşini öldürmenin neresinde hak arama mantığı vardır anlayamıyorum. Birde bu adamların peşinden giden zavallılara acıyorum hepsi bu..
      Teşekkürler, saygılar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s