Zamanın neresinde durmalı…

Takıntılıyım bugün yeniden. Yeniden çünkü arada olur bana böyle. Takarım geçen zamana, takılırım zamanın hızına. Anlamaya çalışırım buruşan insanların haykırışlarını. Ajda Pekkan’ın zamana meydan okumasını, 40’ından sonra azanları, 70’inde sağlıklı yaşam için koşturanları anlamaya çalışırım ama beceremem.. 80’inde olup “zaman çok çabuk geçip gidiyor” demesinler isterim. Ama tam dokuz gün önce hepsi karışmaya başladı. O gün başlayan süreç bugün zirve yaptı.

Bayram geldi gelecek derken, geldi geçti gitti ve hatta unutulmaya yüz tuttu. Ama başlayan uzun tatilin ilk günü, Cuma ve ben ilk defa bütün bayram boyunca istediğimi yapabilecek bir özgürlük içindeydim. Evet ilk defa bütün dokuz gün bana aitti.

Ziyaretler yaptım sonra çok sevdiğim bir kuzenimin düğününe gittim. Aslında o ana kadar her şey çok normaldi. Akıp giden bir zamana bırakmıştık kendimizi. Her zamanki gibi horonlar oynanıyor, halaylar çekiliyor, göbek atılıyor, gelin damat ortalıkta mutlu mutlu dolanıyordu. Genelde düğünlerde oynamayı, halaya katılmayı severim ama bu sefer içimden gelmedi nedensiz. İzledim sadece, sessiz ve düşünceli.

Çok düğüne gidemediğimden ve eş dost akrabalarımdan çoğunlukla uzak diyarlarda olduğumdan çokda insan tanımıyorum. Annem bir kaçı ile tanıştırmasa, tanışma fırsatım da olmazdı zaten.

Konumuza dönelim çok uzattım.

Oynayanları seyrederken, bir an için zihnimde salondaki hareketleri yavaş çekime aldım. Tanıdıklarıma baktım, gençlere, yaşlılara baktım. “Ah be zaman” dedim. genç olanlar buruşmaya, kelleşmeye, beyazlamaya başlarken, çocuk yaşta olanlar büyümüş evlenmiş, evli olanlar çocuk büyütmüş. kısacası herkes bir zaman atlamış. Daha dün doğdu dediklerim bitirim bir delikanlı ya da alımlı bir genç kız olmuş. Sanki dedim bir devir teslim söz konusu hayatın içinde. Arada kolumdan asılıp oyuna çekiştirenler bile beni bu dünyamdan sıyıramadı. Bir hüzün çöktü bir yanıma. Ellerim yanaklarımda gülümseyen bir ifade ile buldum kendimi. Yanımda oturan kişi anlamsız bakıyordu. Ona dönerek, sanki beni anlayacakmış gibi, “bu kadar olmaz ki, bu hız ne için” dedim. O da haliyle bana boş bir ifade ile bakarak “hızlı oynuyolar” dedi. Güldüm ve kalktım o masadan.

Yok dedim yok arkadaş. Bundan sonra ertelemek yok. Bundan sonra bakarız bir ara yaparız demek yok. Bundan sonra hayatın içindeki heyecanlara sırt çevirmek de yok. Bundan sonra büyümek de yok. Dedim ve durdum. Damadı öpüp kutladım, gelini de. “Yürüyün dedim onlara, yürüyün, en sınırsız mululuklara koşun. Ama arkanıza bakmadan koşun. Geçen zamana aldanmayın ama geçtiğini bilerek yaşayın.. Sonra çıktım gittim. Baktım 10 gün geçmiş bile…

Zaman geçsin, ben kestiremedim neresinde durmalı. Önünde dursan katıp götürüyor, arkasında dursan baka kalıyorsun. Zamanla beraber koşsan sadece koşturuyorsun. Öyleyse dostlar zamanı bırakmalı ve yaşamalı mı hiçbir şeyi ertelemeden, çok da umursamadan. Hatta hiç bir şeye fazla anlam yüklemeden. Severek, sevilerek, paylaşarak… Sınırsız olmasa da özgürce… işte ben… 🙂

Ha bu arada hala Hababam sınıfını izlerken gülüyorum…

Reklamlar

20 comments on “Zamanın neresinde durmalı…

  1. Senin ağır çekimden bahsettiğin satırları daha okumadan önceki satırlarda gözümde ağır çekimde halay çekenler canlandı. Vay be dedim bu çok iyi bir gelişme. Zaman yazılarını seviyorum ben. 🙂 Bu arada google+ da mesajın var, bakar mısın 🙂

  2. a Volkan da mı G+’da? Ekleyelim arkadaşımızı hemen diyerek konu dışı bir giriş yaptım,farkındayım 🙂 Neyse,konuya geri döneyim,yazıyı okurken ben de aynen şunları düşündüm;bunlar hep Kamil’in başının altından çıkıyor.Hissettiğim Zaman’ı bizlere okuttu,okuttu,biliçaltımıza yerleştirdi,şimdi de buyurun bakalım sonuçlara 🙂 Şaka bir yana,kalemine sağlık sevgili Volkan,zaman geçiyor hem de çok hızlı geçiyor ama olsun,her anın bir güzelliği vardır, biz her zaman hissedemesek de…

    • Evet aldığım yardımlarla başardım bende sanal aleme bir tarafından girmeyi. 🙂
      Yok Kamil’in bir kabahati ben ara ara zamanla bir hesaplaşırım böyle 🙂
      Her anın bir güzelliği olduğuna inancımızda kaybolursa ne halt edeceğiz bilmiyorum. Ama olsun şimdilik anı yaşayalım yeter.
      Teşekkürler, sevgiler, tüm güzelliklere geçen zamana teslim olmadan değmeniz dileği ile…

  3. Harika bir yazı okudum,Kardeşim.Hanı bir söz varya,derler, akıl yaşda deyil başda olur.Bende elinize kolunuza kaleminize bin maşallah diyorum.öyle bir yazmışsınızki kendimi düyünde hissetim :)oysa düyünden hiç hoşlanmam.Ben küçüçükken:) anam alır benide gittiyi mahalle,düyünlere zorla götürürdü ondan habersiz kaçar eve gelirdim bir müddet beni aradıktan sonra beni evde bulurdu 🙂 amma uzattım ha.Allah’a emanet olun

    • Çok teşekkür ederim. Aslında bende pek sevmem düğünleri ama bir dost evleniyorsa gidilmeli diye düşünürüm. Bilirim ki arar gözleri, ister görmek dostları yada sevenleri. İnsan istemez en güzel gününde de en kötü gününde de yalnız kalmak. Bence de yalnız bırakılmamalı.
      Sevgiler Gül hanım, Yalnız bir şeye takıldım beni kaç yaşında sanıyorsunuz acaba?.. 🙂

  4. Volkan Kardeşim doğru söylüyorsun tabiki gidilmeli eş dost düğün yaparda gidilmezmi hiç.Allah razı olsun.artık genelde bizim kiler nikah salonlarında oluyor çok şükür. Salonda olanlarda zaten çalgı falan başlamadan takılar takılıyor ki oda en az iki saat sürüyor. Bizde takıdan sonra genelde çıkıyoruz.Allah herkese sağlık mutluluk versin İnşallah.
    Kardeşim yaşınızımı soruyorsunuz? neden sordunuz ki bilmiyorum.Hayırlı günler.

  5. Haklısınız Gül hanım, katkılarınızdan dolayı çok teşekkürler.
    Yaş konusuna gelince ben sormuyorum siz “akıl yaşta değil baştadır” sözünü hatırlatınca benim yaşımla ilgili fikir yürütüyorsunuz sanmıştım.
    Her neyse, size de hayırlı günler…

  6. Ah Kamil Abi icad etseydin şu zaman makineni de zaman bu kadar bize takılmasaydı. Volkan Abi de bu yazıyı yakıp bir kez daha boşa geçen zamanlarımıza üzülmemize yol açmasaydı. 🙂

    Eline sağlık Volkan Abi.

  7. Volkan kardeşim siz yazmışsınız ya 4O’ından sonra azanları 7O’ınden sonra sağlık içn spor yapanlar vs.:) ben de onun için yazmıştım akıl yaşda deyil başda olur diye.Allah’a emanet olun.

  8. yaşlandıkça hayat insanların üzerine dahada abandığı için o yaşlılarda kamburluk yüzlerinde buruşma saçlarında beyazlık oluyor tabiki:) koskoca hayatı üzerinde taşımak zor o kadar sene 🙂 e bide o kadar sene hayatı taşımış insanlarla aynı dünyada yaşayan gençler var tabi..o zaman başlıyor bir çatışma..bir dünyada her yaşdan insan yaşayıp anlaşmak zorunda..bu ne kadar zor birşey bunu yaşını almış kişilere sorsan” bu gençlerin elinin altında herşey var rahatlar bizim zamanımızda ölemiydi ben bunun yaşındayken 5 çocuğum vardı tarlada çalışıyodum ” der 🙂 kendilerini şu zamandaki gençlerle kıyaslamaya başlarlar…imkanların olduğu bi dönemde yaşamanın aslında o eski dönemlerde yaşamakdan çokda zor olduğunu anlamak istemezler bir türlü..insanların birbirleriyle yarıştığı teknoloji dünyasında yaşamak televizyonun cep telefonunun olmadığı dünyada yaşamakdan çok daha zor..o dönemde tarla vardı çalışıyodun bu dönemde makineleşme diye bir şey var bana ihtiyaç varmıki ben çalışıyım? o dönemde mektup yazıyodun postacı gelirdi dağıtırdı bu dönemde mektup diye birşey kaldımıki ben postacı oluyım..artık faturalar bile internet üzerinden ödeniyor..bi hastalığın olsa google a yazcan o seni kontrol edicek nerdeyse.. üniversiteler bile kalmıcak yakında uzaktan eğitim diye bi program çıktı artık internet üzerinden okunacak..o dönemde az üniversiteli vardı toplum onları yüceltirdi bi ayrıcalık olurdu şimdi ölemi herkes üniversiteli..herşey kolay bu devirde kolay kolay ama herkese kolay…herşeyin herkese kolay olduğu bi dönemde yaşamak nasıl kolay olsun?? artık insanlara hiç bi konuda ihtiyaç kalmadı aslında..teknoloji geldi herşey üst düzeyde tamam ama biz insanlarında pabucu dama atıldı:) yanii demek istediğim şu kii zaman akıp gidiyor iiyi tamam amaa bu kadar herşey ilerledi gelişti diyede yaşı ilerlemiş insanlar biz gençlerden bu kadar fazla şeyler beklemesnler nolur:) çünkü gerçekten herşey o kadarda kolay değill:) HELE DE ŞU ZAMANDA..

    • Sevgili Nehir.. Ne güzel söylemiş ve işin içinden sıyrılmışsın. Tamam çoğunda haklısın. Şimdi her şey herkese kolay. Haklısın.. Ama kaliteyi bilen varmı etrafında şöyle bir dön bakalım etrafında. Evet üniversite bitirmiş gençler çok ama adı üniversite mezunu içine baksan saman yığını. Asıl şimdi her şey herkese kolay değil. O zamanlar sadece tarla yoktu. Aslında sadece tarla hiç olmadı. O zamanlar tarlalar yetmediğinden gurbetçilik vardı. Hemde 13 yaşından itibaren. Üşenmeden bir sor etrafındaki 50’li 60’lı yaşlardaki amcalara kaç yaşında başlamış çalışmaya. Evet herkesin tarlası vardı belki ama karın doyurmaya değil, oyalanmaya birazda.
      Gelişen teknoloji her şeyi kolaylaştırıyor gibi görünse de aslında çaktırmadan zorlaştırıyor.. Neyi biliyormusun?? İnsan olmanın erdemlerini anlayıp yorumlamayı. Her şeye ulaşmak bir zenginlik değildir sevgili Nehir. Sadece anlık mutluluktur ama kaybolan duyguların yarattığı boşluk dolmayacaktır. Anlık mutlulukların doğuracağı sürekli mutsuzluklar olacaktır hayat.
      Geçen zamanla beraber kalite düşmeye devam edecek ama bunu fark edip kaliteyi ön planda tutanlar bir gün kazanacaklar. O gün bugün değil ama bir gün mutlaka…
      Sevgiler, teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s