Çanakkale’yi hissetmek…

Kızıl bir sabah…

Gün doğdu doğacak. Sıcak bir tebessümle bakıyorlar birbirlerine. Hafif hafif düşen yağmur damlarının tıkırtısı dışında bir ses yok ortalıkta. Islatır cinsten değil ama damla damla düşüyor arada, gözyaşı misali gökyüzünden. Sonra o da duruyor. Derin bir sessizlik var. Sessizliğin içindeki huzur hissediliyor gözlerdeki kararlılıkta.

Sarısı, esmeri, uzunu, kısası, yaşlısı, genci, çok genci ve hatta ergenliğe yeni girmişi bile aynı durumda bekliyor, kızıl sabahın güneşe kavuşmasını.  Uykusuzluk, yorgunluk sarmış bedenlerinin her yanını ama en ufak bir vazgeçme duygusu ve yıkılmışlık yok bitkin vücutlarından yansıyan görüntülerde. Karınlarını doyurmak için kaşıkladıkları çorba, kemirdikleri peksimet ve enerji olsun diye içtikleri üzüm hoşafı olmuş en mükemmel ziyafetleri. Fazlasını hiç beklememiş ve istememişler zaten.

Gün doğuyor bekledikleri toprakların üzerine tüm gerçekleriyle, hırsıyla. Aydınlanırken ortalık, ıslık sesleri yükseliyor peş peşe. Ardından toz bulutu ve patlamalar olur olmaz her yerde. Sabahı beklediği arkadaşının düşüşünü görüyor mevzide ama yüzündeki tebessüm kaybolmuyor. Yaptığı kutsal göreve kilitlenmiş yüreği soğuk kalıyor gördüklerine. Belki de “bekle geliyorum” diyor usulca içinden.

Beklenen emir geliyor…

Hiç düşünmeden bağrına saplanan hançeri sökmeye koşturuyor hepsi birden. Yıkıla yıkıla ilerliyor, ölüme koşuyor ama ölmüyor. Kırıyor vatanına uzanmış elleri. Zafer çığlığı atarak gelen düşmanı çığlık çığlığa boğuyor Çanakkale’nin boğaz sularında. Geçirmiyor devasa güçleri olan hain anlayışı. İzin vermiyor bölünsün vatanı. İstemiyor yaban eller dokunsun mahremine.

Ölüyor koynunda büyüttüğü sevdasıyla. Elinden bırakmadığı tüfeği ile. Destanlaşıyor yaşatıp yaşattıkları ile. Gösteriyor asırlar boyu sürecek medeniyetlere kime ve kimlere sataşılamıyacağını. Anlatıyor Türk’ün gücünü ve tüm dünya gelse de üzerine vermeyeceğini bir parça toprağını

O gün orada “geçemezsin” dedi diye bugün burada ülke olduğumuzun farkında olmamız gerektiğini anlatıyor bize her yıl dönümünde. Haykırıyor yüreğinin en derinliklerinden “bu vatan hepimizin olsun diye öldüm ben”… “Beni andığın gün ülkene sahip çıkmak için canının bir değeri olmadığını anla” diyor taa geçmişten.

Yakup çavuşlar, Seyit onbaşılar sadece oralarda yaşamasın. Hep var olsun. Sembolleşen isimler filmlere malzeme olmasın. Sahip çıkılsın uğruna can verilmiş topraklarına.

Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Afyon’u, İzmir’i anlamadan geçmemek gerek. Önce dünü kavramak sonra bugünden o güne bakarken hissetmek gerek. Gencecik bir ülkenin nasıl hoyratça yaşlandırıldığını görmek gerek… Sahip çıkmak gerek her köşesine, ölmeden ama bilerek…

Reklamlar

5 comments on “Çanakkale’yi hissetmek…

  1. Bugün bizi bir ideal- hangisi olduğu farketmez- uğruna ölmeye çağıranlara hatırlatmamız gerekiyor ki bugün biz yaşayalım diye bir nesil öldü onun için bizim ölmemiz değil, onların ölümünün değerli olması için inadına yaşamamız gerekir en onurlu şekilde…Bugün geldiğimiz yerde hala vatan için güneydoğuda, dünya barışı için(!) Afganistan’da, hasta annesinin geçimini sağlamak için inşaatlarda ölen insanlar varsa ülkemizde demek ki hiç kimse anlamamış neden ve nasıl bir ruh hali ile ölüme koştuklarını…demir topal…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s